Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

AŞI HAKKINDAKİ  GERÇEKLER


(Zorunlu tutulan veya kullanılması için baskı  oluşturulan aşılar hakkında)

Ağustos 2009′da İngiltere ve Fransa’da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD’de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.

Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de  aşıyı  satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye’de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar Türkiye’nin göreceği en büyük tehlike olabilir.

 

 

Aşılar Zararlı  mı?

 

 

Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.

Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.

8685

Grip aşılarının Bilinen İçeriği

1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B

2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.

3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton

4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.

5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)

6-Maymun böbrek hücreleri

7-Yıkanmış Koyun kanı

8- Monosodyum Glukomat

9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)

10- İnsan spermi

11- Etilen gliserol (antifriz)

12- Antibiyotikler

13- Skualen

Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.

İmmünolojist Hugh Fudenburg’un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)

Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.

Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.

Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.

Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi  immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.

Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.

Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.

 

Aşı Denen Şey Korur mu?

Dr. G. Buckwald’a göre: Herhangi bir aşının (domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.

Peki Bu Israrın Sebebi Ne?

Tüm bunlar karşısında neden aşılama üzerinde bu kadar ısrar edilmektedir sorusu akla geliyor.

Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki  Rekombinant DNA insan DNA’sına ’sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.

Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.

aşı

Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!

Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş  besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak,  tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. Kur-an’ı Kerim’de Maide Suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:

De ki: “Allah katında cezası  bundan daha kötü olanları  size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.

Ancak kök hücrenin hedef  hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.

Genetik Yapıyı  Değiştirmek… Ne Demek?

Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.

Halbuki Kur’an-ı Kerim’de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil  genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”

Hastalık  Üreten de İlaç Üreten de Aynı

İlaç  şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ‘koruyucu hekimlik’ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.

İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları ‘zaruret’ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.

Korunmak İçin Ne Yapmalı?

Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”

Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.

Meyve SuyuAşıların  Etkili Olma İhtimali Var mı?

Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.

Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.

Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre “Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların  sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.

Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: “Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”

Dünya, Aşılara Karşı Mesafeli

2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.

ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul’un ifade ettiği üzere “1997′de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”

İngiltere’deki doktorlar  şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan  aşının analogudur (eşi).

Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor

1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:

  • Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.
  • 500  kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.
  • Guillain-Barre sendromuna yakalanma  riski  8 kat arttı.
  • Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.
  • Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.

Aşıların sebep olduğu  belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:

Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e

Tetanos: Beyin iltihabı’na

Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)

Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na

Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı  hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a

Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne

Grip Aşısı:  Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır

Düşünün ve Karar Verin

Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda SADECE SİZ karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.

Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.

Sade Hayat Derneği

Kaynakça

http://www.thenewamerican.com/index.php/usnews/health-care/1813

http://www.falseflagflu.com/pdf/Fliers/SwineFLuVaccineFactSheet.pdf

Dr. Brenda Wehrman,”Get a Clue to the Swine Flu”

http://www.newswithviews.com/Tenpenny/sherri6.htm

www.novaccine.com

http://drtenpenny.com/default.aspx

http://www.habervaktim.com/yazar/18374/bu_iste_bir_domuzluk_var_mi.htm

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=257127

http://www.cdc.gov/vaccines/pubs/pinkbook/downloads/appendices/B/excipient-table-2.pdf

http://vactruth.com/2009/09/11/ingredients-found-in-spermicides-cleaners-and-cosmetics-along-with-thimerosal-and-squalene-present-in-experimental-h1n1-vaccine/

Gary Matsumoto, Vaccine A: The Covert Government Experiment That’s Killing Our Soldiers, Why GI’s are the First Victims

http://www.fda.gov/downloads/BiologicsBloodVaccines/Vaccines/ApprovedProducts/UCM182242.pdf

http://www.fda.gov/downloads/BiologicsBloodVaccines/Vaccines/ApprovedProducts/UCM182404.pdf

http://www.dailymail.co.uk/news/article-1206807/Swine-flu-jab-link-killer-nerve-disease-Leaked-letter-reveals-concern-neurologists-25-deaths-America.html

http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2009/08/22/AR2009082202337.html?hpid=topnews&sid=ST2009082300274

Diğer linkler

http://www.scribd.com/doc/19638768/Vaccine-Trial-Paperwork

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=25725

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=25743

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=25761

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=25771

http://www.iyibilgi.com/artikel.php?artikel_id=25790

http://www.impfschutzverband.de

http://www.groma.ch/news/Impfungen.htm

http://www.impfschaden.info

http://www.impfkritik.de

http://www.groma.ch/news/sechsfachimpfung.htm

http://www.bag.admin.ch/infekt/d/sars.htm

http://www.impf-report.de/index-alle.php

http://www.aegis.ch/neu/index.htm

http://www.impf-report.de/index-alle.php

http://www.thedoctorwithin.com

http://www.forcedvaccination.com

http://www.taap.info

http://www.korenpublications.com

http://www.myholistic.com

http://www.impf-report.de/index-alle.php

Teravih Namazının Önem ve Fazileti

teravih

• Teravih namazı günahların affına vesiledir

“Allah (cc) Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de gece ibadetini (teravih namazını) sünnet kıldım. Kim, faziletine inanarak ve alacağı mükâfatı Allah’dan umarak orucunu tutup, gece ibadetini yaparsa, anasından doğduğu gün gibi günahlarından kurtulur.” (Nesai)


• Teravih namazı kılana cennette yakuttan saray inşa edilir

“Ramazan ayının ilk gecesinde; sema kapıları ve cennet kapıları açılır. Bu açılış, ta son gecesine kadar devam eder; kapanmaz. İster kadın olsun, ister erkek; Ramazan ayının gecelerinden birinde kıldığı namazın (teravihin) her secdesi için bin yedi yüz sevap yazılır. Onun için cennette bir saray yapılır ki; kırmızı yakuttandır, her kapının dahi kırmızı yakut işlemeli iki kanadı vardır…” (Gunyet’üt-Talibin)

Resulullah ve Hz. Ebu Bekir devrinde teravihler ferdi olarak kılınmış ve durum Hz. Ömer’in hilafetinin başlarına kadar bu minval üzere devam etmiştir. Hz. Ömer’in emriyle teravihler Übey İbnu Kab’ın imamlığında cemaatle kılınmaya başlanmıştır. Bu sebeple teravih namazının cemaat ile kılınmasına “Hz. Ömer’in sünneti” denilmiştir. (Kütüb-i Sitte)

• Teravih namazının günlere göre ayrı ayrı fazileti vardır

1. gece teravih namazını kılanın: Bütün günahları bağışlanır.

2. gece teravih namazını kılanın: Kendisinin ve eğer mü’min iseler ana ve babasının günahları bağışlanır.

3. gece teravih namazını kılana: Melekler müjde vererek derler ki: “Ey falan kişi! Sana müjde olsun ki, Allah (cc) senin amelini kabul edip umduğuna nail eyledi.”

4. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Tevrat, İncil, Zebur ve Kuran’ı okumuş kadar sevap ihsan eder.

5. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Mescid-i Haram’da namaz kılanın sevabı kadar sevap ihsan eder.

6. gece
teravih namazını kılana: Allah (cc) Beyt-i Mamur’u tavaf edenin sevabı kadar sevap ihsan eder.

7. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Musa’nın (a.s) yanında firavun ve haman ile mücadele etmiş sevabı ihsan eder.

8. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Bedir savaşında Peygamber Efendimiz (asm) ile beraber olmuş gibi sevap ihsan eder.

9. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Davud (as) ile beraber ibadet etmiş sevabı verir.

10. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) dünya ve ahiret selameti verilir.

11. gece teravih namazını kılana: Kabul edilmiş umre sevabı verilir.

12. gece teravih namazını kılan: Sıratı yıldırım gibi geçer.

13. gece teravih namazını kılana: Beytullah’ı imar etmiş gibi ecir verilir.

14. gece teravih namazını kılana: Allah (cc) Kadir gecesini sabaha kadar ihya etmiş gibi sevap verir.

15. gece teravih namazını kılanın: Allah (cc) hacetini ve duasını kabul eder. Ahirette yüksek dereceler ihsan eder.

16. gece teravih namazını kılan: Kıyamet gününde kabrinden kalkarken “Lailahe illallah” diyerek kalkar.

17. gece teravih namazını kılan: Dünyadan çıkmadan Cennet-i Ala’daki makamını görür.

18. gece teravih namazını kılana: Şehitlere ve gazilere verilen ecir gibi ecir verilir.

19. gece teravih namazını kılanın: Allah (cc) dünya ve ahirette yardımcısı olur.

20. gece teravih namazını kılan: Rasulullah Efendimiz’i (asm) rüyasında görmeden dünyadan çıkmaz.

21. gece teravih namazını kılana: Yerde ve gökte ne kadar melek varsa hepsi onun için istiğfar eder. Ve Allah (cc) o kuldan razı olmadıkça dünyadan ahirete göçmez.

22. gece teravih namazını kılan: Ümmet-i Muhammed’in yetimlerini ve dullarını doyurmuş gibi sevap alır.

23. gece teravih namazını kılan: Ümmet-i Muhammed’in esirlerini azad etmiş gibi sevap alır.

24. gece teravih namazını kılan:  Beraatını sağ elinden alır.

25. gece teravih namazını kılana: Ölüm meleği en güzel surette gelir, onu cennet nimetleriyle müjdeler.

26. gece teravih namazını kılanı: Allah’ın emriyle melekler şeytanın şerrinden korurlar.

27. gece teravih namazını kılana: Allah’ın emriyle cehennemin kapıları kapanır.

28. gece teravih namazını kılana: Allah’ın emriyle cennetin kapıları açılır, hangi kapıdan isterse o kapıdan girer.

29. gece teravih namazını kılana: Eyyüb’ün (as) sabır sevabı ihsan edilir ve bütün günahları bağışlanır.

30. gece teravih namazını kılana:

Allah’ın emriyle arşın altından bir münadi şöyle seslenir: “Gece teravih namazını kılan kullar cehennemden azad olmuş kullardır. Korktukları cehennemden kurtulup umdukları ve Allah’ın Cemâl’ine nail olanlardır”

Allah (cc) buyurdu ki: “ İzzetim ve Celalim hakkı için bu kullarıma af ile muamele eyledim. Cehennem ateşini vücutlarına haram eyledim”
Sonra Allah emreder ki; o kullara -erkek olsun, kadın olsun- cehennem azabından kurtulmak ve sıratı kolaylıkla geçmek için beraat yazılır.

Her kim inanarak 30 gece teravih kılsa Allah (cc) o kula şeksiz şüphesiz ihsan eder. (İmam-ı Gazali)

Günümüzde “O” cu “Bu” cu diye birbirini yiyen zihniyete ithaf olunur !


Süleyman efendi’nin yakın talebelerinden muhterem Mehmed Emre hocaefendi anlatıyor: “Sivrihisar’da vazifeye başladığım sırada ziyaretime gelen Emirdağ Müftüsü Mehmet Oral’a iade-i ziyarette bulunmak üzere Emirdağ’a gitmiştim. Bahsi geçen zat beni birkaç gün misafir etti.Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bu ilçede bulunduğunu öğrenince Kur’an Kursu öğreticisi Hafız İbrahim ile birlikte üstadı ziyarete gittik.Bu muhterem zatın ikamet ettiği ev, Kur’an Kursu’nun tam karşısındaydı.Sokak kapısından içeri girince elle yazılmış bir kağıdın kapısının arkasına raptedildiğini gördüm. Ve merak saikasıyla yaklaşıp okudum.

Üstadın ifadesiyle kaleme alınmış bulunan yazıda şöyle deniyordu: “Ben yaşlı ve hasta bir Said’im. Beni ziyaret etmek isteyenler kitaplarımı okusunlar.Böylece daha çok istifade ederler.”

Üstad Hazretlerinin hizmetinde bulunan Zübeyr, bizi görünce aşağı indi ve maksadımızı öğrenince kapının arasındaki kağıdı gösterdi. Ben “O yazıyı siz gelmeden önce okudum. Buna rağmen ziyaret etmek istiyorum. Kabul etmezlerse geri gideriz” dedim. Yukarıya gidip geldi ve üstadın huzuruna kabul edileceğimizi haber verdi, sevindim.

Odadan içeri girdiğimizde üstad,oturmakta bulunduğu karyolanın üzerinde iki dizi üzerine gelerek boynuma sarıldı. Ben de elini öpüp oturdum. Said Nursi hazretleri kendine mahsus şivesiyle;
“Müftü deyince yaşlı,ihtiyar bir kimse tasavvur ediyordum. Sen gençmişsin. Kimde okudun? ” dedi. Ben: “Süleyman efendi hazretlerinde” cevabını verdim. Bunun üzerine; Üstad, “Ben kendini görmemişem. Fakat manen tanırım. Ulema-i su İslam dininin şerefini ayak altına düşürdüler. Fakat o bunu minarenin şerefesi gibi yükseltti. Onu ve talebelerini okuduğum evradın sevabına ortak kılıyorum.” dedi.

Pırıl pırıl parlayan gözleri,zekasındaki fevkaladeliği yansıtmaktaydı. Bakışlarındaki maveralara uzanan bir ruh hasleti müşahede olunuyordu. Kemalatını aynelyakin müşahede ederek yarım saat kadar huzurunda bulunduktan sonra duasını ve müsaadesini talep ederek ayrıldım.”

(Mehmed Emre-Hatıralarım.s:55-56-Erhan yay.)

Bediüzzaman’ın talebelerinden Mustafa Sungur şöyle bir hatıra nakletmektedir:

“16 Eylül 1959 tarihiydi. Bediüzzaman Hazretleri aniden şiddetle rahatsız oldu. Bu rahatsızlığı üç gün devam etti. Gazete okumadığından ve radyo dinlemediğinden hâl-i âlemden haberi yoktu. Üç gün sonra İstanbul’dan Rüşdü Bey isimli talebesi geldi. Onu görünce hemen ahvâl-i âlemden ve İstanbul’da ne olup bittiğinden sordu. O da “Üstadım, Süleyman Efendi vefat etti” deyince, üstad birden kalkarak “Kardeşim, Şeyh Süleyman mı? Şeyh Süleyman mı? ” diyerek dikkatle sordu. “Evet üstadım, Şeyh Süleyman” deyince Bediüzzaman şöyle dedi: “Kardeşim ne zaman vefat etti? ” Bu soruya verilen cevap bizi daha da hayrete düşürmüştü. Zira tam vefat ettiği saat Bediüzzaman hastalanmış ve bu manevi elemi hissetmişti. Bediüzzaman, devamla
“Kardeşim, Allah rahmet eylesin,
Allah rahmet eylesin, mübarek veli bir zattı, mühim hizmetler ifa etti. Allah rahmet eylesin.”

(Prof.Ahmed Akgündüz-Arşiv belgeleri ışığında Süleyman Hilmi Tunahan-Osav yay.)

Süleyman efendinin bendelerinden Arif Hikmet Köklü beyefendi 14.09.2001′de şu enteresan hatırayı anlatmışlardır;
‘Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı.Onların tesirinde kalarak Şeyh Süleyman efendi hazretlerine ‘Biz Said Nursi’yi nasıl bileceğiz? ‘ diye sordum. ‘Bu Bediüzzaman hazretleri Türkiye’de en sevdiğim zattır‘ dediler.Yanından bir zat çıkıyordu,onu kast ederek ‘Siz gelmeden önce bir zat gelmişti. Said Nursi hazretlerinin yanından gelmiş ve sohbetinde bulunmuş. Sohbette bizim bahsimiz olmuş.Ayağa kalkarak: ‘Ne kadar sevap kazanmışsam yarısını Şeyh Süleyman efendiye veriyorum’ dediğini bize nakletti. Biz de o zata dedik:’Biz de bu güne kadar sevap ve hayır namına ne kazandı isek hepsini Said Nursi hazretlerine hediye ediyoruz. Bunu kendisine bildirirsiniz.’


Yine Arif beyin nakline göre Süleyman efendi şöyle buyurmuş: ‘Said Nursi’ye makamını bizzat Resulullah vermiştir.En yüksek dereceye çıkmıştır.Hz.’ın ilham ettiği şekilde yazacak,onun hizmeti de öyle…‘

Halen Hollanda’da bulunan Abdullah Tekin hocaefendi de şöyle bir hatıra naklediyorlar: ‘Risale-i nurları okumakla birlikte çeşitli hocaefendilerimizden dersler de alıyorduk. Hacı Süleyman efendi hazretlerinden de uzun zaman ders aldık. Merhum bizim nurlarla irtibatımızı biliyordu. Bir gün yakın talebelerine; ‘Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleriyle aranızda zerre miktar bir ihtilaf çıkarırsanız huzur-u ilahide iki elim yakanızdadır…Abdullah evladımız iki yerden feyiz alıyor.Bediüzzaman hazretleri o vazife ile tavzif edilmiş, biz de bu vazife ile tavzif edilmişiz.’ buyurdu.


Bediüzzaman Hazretleri de bir bahiste “Eğer Süleyman efendi olmasaydı Kur’an’ın öğretilmesini de biz yapacaktık”.. demiştir.

“Google” Ne Demek ?

internette en sık kullanılan arama sitesi  “Google” nin adının nerden geldiğini biliyor musunuz?

Google;  “Googol” sözcüğünden türetilmiştir… Googol bir sayısı ve onu izleyen 100 adet sıfırdan oluşan bir sayı.

yani Google demek,

10.000.000.000.000.000.000.00 0.000.000.000.000.000.000.000 .
000.000.000.000.000.000.000.0 00.000.000.000.000.000.000.00 0.000.000.000.000

Peki bu sayıları kim okur?

bir bardak su,yaklaşık sekiz “septilyon” molekül içerir. peki, evreni kaç kum tanesi doldurabilir? Arşimet’in evreni doldurmak için 1 vigintilyonda 63 sıfır bulunur.matematikçiler bu kadar çok sıfırlı sayıları Latince sayı adlarından yararlanarak adlandırırlar. örneğin Latince “okto” sözcüğü “sekiz” anlamına gelir.
peki, başka bazı büyük sayıların okunuşlarını öğrenmek istermisiniz?

büyük boy resim için tıklayın

Anneler Günü Kutlu OLMASIN !!

Anneler Günü kendini 1600′lü yıllarda İngilizler’in “Mothering Sunday” (Anneler Pazarı) kutlamalarında gösterdi. Hıristiyanlığın Avrupa’ya yayılmasından sonra “Anneler Pazarı” kutlamaları ruhani bir güç sayılan “Anneler Kilisesi” ni onurlandırmak amacıyla düzenlenmeye başlandı, doğurganlık ve inanç yine bir araya geldi.

İçinde bulundukları dönemde zor koşullar altında yaşayan ve çoğu zaman çalıştıkları yerlerde barınan İngilizler bu özel günde izinli sayılırlar ve tüm günlerini evlerinde anneleri ile geçirirlerdi. Hatta biraz da hıristiyan aleminin yortu geleneğinin etkisiyle olsa gerek “mothering cake” adını verdikleri bir tür pasta götürme adeti yerleşmişti.

Hıristiyanlığın Avrupa’da yaygınlaşmasından sonra bu kutlama, onlara hayat veren ve kötülüklerden koruyan ruhani bir güç sayılan “Anneler Kilisesi” ni onurlandırmak amacıyla değişti. Zamanla kilise festivali Anneler pazarı kutlamaları ile birleşerek, beraber kutlanmaya başlandı.

Anneler Günü resmi olarak ise ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde 1872 yılında kutlandı. Şair Julia Ward Howe bundan böyle her Paskalya Yortusu’nun dördüncü Pazarı’na denk gelen tarihin kendi şehrinde Anneler Günü olarak kutlanacağını ilan etti.

Philedelphia’da yaşayan Ana Jarvis adındaki genç kız, annesinin ölüm yıldönümü olan Mayıs ayının ikinci Pazar’ının tüm eyalette “Anneler Günü” olarak kutlanmasını istedi. Politikacılara, bakanlara ve iş adamlarına kendisine yardımcı olmaları için mektup yazdı.

Jarvis’in gösterdiği gayret 1911 yılında semeresini verdi ve her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar gününün Amerika Birleşik Devletleri’nin tüm eyaletlerinde “Anneler Günü” kutlanması hükümet kararıyla kesinleşti.

Böylece Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının binlerce yıl önce başlattığı gelenek 20. yüzyılın başından itibaren dünya çapında kabul görmüş oldu.
Ülkemizde ise 1955 yılından beri mayıs ayının ikinci pazar gününde anneler günü kutlanıyor.

Türkiye, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Avustralya ve Belçika’da da aynı tarih kabul edilmesine rağmen İngiltere’de ve diğer birçok ülkede Anneler Günü ulusça belirlenen değişik tarihlerde kutlanmaktadır.

Kaynak

Yin-Yang Nedir?

Gördüğünüz şekil yin-yang yani Taoizm dininin simgesi. Ve Müslüman bir çok genç bu amblemi kolye, küpe ve yüzük olarak kullanmakta. Bu nasıl bir cehalettir ki başka bir dinin simgesini kullanmaya bizi sürüklesin. Müslüman genç! Hoşuna giderek boynuna taktığın o şeyi taoistler dininin gereği olarak kullanıyorlar. Ve o kolye boynunda, çantanın üzerinde, şimdi bir taoistten ne farkın var? Dinle…

Taoizm.
Kurucusu Lao-Tzu’dur. Kutsal metni Tao Te Chıng. Hua Hu King adlı eser de Taoculuğun da ‘‘evrensel’’ bir din olduğunu iddia eder niteliktedir. Dine göre eski zamanlarda gök her şeyin hakimiydi. Lao-Tzu, göğün manevi ve ideal anlamlarını inkar eder.

Tao, bazen ‘‘Ana’’ diye de adlandırılır. Çünkü her şey O’ndan gelir. Tao’dan bir doğar, birden iki : Yin ve Yang; iki’den üç: Yin, Yang ve nefes; üçten yaratılmış evren. Tao, göğün ve yerin kaynağı, yaratıcı aynı zamanda yaratıcı prensiptir.

Şimdi yin-yang ın tanımına bakacak olursak : Çince’de kainatın düzeniyle ilgili (kozmik) enerjinin iki kutbuna Yang (pozitif) ve Yin (negatif) denir. Bu iki kutup, Eril ve dişi, katı ve boyun eğen, güçlü ve zayıf,[1] sema ve arz,[2] karanlık ve aydınlık, gizli ve açık[3] gibi buna benzer karşılıklı olan her şeyin genel adıdır. Ve tabi tanrı ve şeytan…

Yin-Yang ikilisinin sembolü kainatın karanlık-aydınlık, olumlu-olumsuz, dişil-eril, gibi eksiksiz bir denge içinde bulunması gereken, iki büyük gücünü gösterir. Bu iki güç birbirinden bağımsız, kendi başlarına varlıklarını sürdüremeyip birbirlerine bağlıdırlar.[4] Yani tanrı ve şeytanda birbirine bağlıdır.

Ve Taoizm deki tanrı inancıyla İslam’daki Allah inancının Karşılaştırılması:
İnsanoğlu var olduğundan bu yana kendisini koruyacak, ona karşılaştığı zorluk ve korku anında yanında olacak maddi ve manevi bir şeye, bir varlığa ihtiyaç duymuştur. Bu ihtiyaç onun fıtratında yani yapısında mevcuttur. İkinci bölümün başında da dediğimiz gibi Allah, insana tevhid inancını bulabilme yetisi vermiştir. Her insan bu yetisiyle Allah’ın varlığını ve birliğini bulur ve dara düştüğünde ona sığınır. Allah’ı çok yüce ve kendinden uzak gördüğü için de araya aracı tanrılar koyar. Allah’a inanmanın sayısız delili olduğu halde bu aracılar hayal ürünüdür. Bu yüzden insan hesaba çekildiğinde; Allah’ın varlığından habersiz olduğunu iddia edemeyecek, atalarını şirk üzere görüp onlardan dolayı aracı tanrılara sığındığını mazeret olarak gösteremeyecektir. Zaten tarih boyunca insan hiçbir zaman tek ve yüce olan bir tanrının varlığını inkar etmemiştir

Taoizm’e bakacak olursak; Tao’nun yaratma, yönetme ve hükmetme yetkilerinin başka varliklara verilmesiyle başladigi görülmektedir.( Taoizm’e göre bu alem mevcut olan (Yang) la mevcut olmayan (Yin) in birleşmesinden meydana gelmiştir. Bazı kaynaklara göre tao, Tanrı’ nın sembolleştirilmiş varlığı olarak anılmaktadır.)
Halbuki Kuran’i Kerim Allahu Teala’nın mülkünde hiçbir ortağının olmadığını, gökte ve yerde ne varsa hepsinin ona ait olduğunu ve kainattaki tasarruf yetkisinin ancak onun elinde bulunduğunu belirtir.

Tao’nun yaratma vasfı elinden alınmıştır. onun bu vasfı Te’ye verilmiştir. Diger yandan Yin ve Yang ikilisi, Te kavraminin içini doldurmakta ve onun mahiyetini, yaratmayi nasil gerçekleştirdigini ifade etmektedir. Bu yolla Tao’nun varlık alemindeki gücü ve yaratma vasfı Yin ve Yang’a dolayısıyla da Te’ye devredilmiştir. Te, Tao’nun varlık alemindeki yansıması, gücü konumundadır. Yaratılan her şey Te’nin kontrolündedir. Yin ve Yang ikilisi varolmanın ve yaratmanın prensibidir.
Halbuki Kuran’ı Kerim yaratma ve yok etme gibi vasıfları birbirinden ayırmaz veya bu gücü başkalarına vermez. İlahlığı Allah’a has kılar ve onun dışında başkaca bir ilah kabul etmez. Başka ilahlar edinmeyi de şirk kabul eder. Bu konuda ki bazı ayetler şöyledir:

“Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş’ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir.”[6]
“31-De ki, “size gökten ve yerden kim rızık veriyor? O, kulaklara ve gözlere hükmeden kim? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim? İşleri idare eden kim?” Hemen “Allah’dır” diyecekler. De ki, “O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
32-İşte o Allah sizin gerçek Rabbinizdir. Gerçeğin dışında sapıklıktan başka ne vardır? O halde haktan nasıl çevriliyorsunuz?” [7]

Ana Britannica, c. 20 (spo-tic), ISAM,YA.030.ANA.B
[1] Watts Alan, a.g.e, s.54
[2] İzutsu Toshihiko, a.g.e, s.164
[3] Yener Osman, a.g.e, s.41
[4] J.C cooper, a.g.e, s.39
[5] Watts Alan, a.g.e, s.55
[6] Enbiya Suresi 22.ayet
[7] Yunus Suresi 31. ve 32. ayetler


15 yy. sonlarında, haçlı ordusu İspanyada ki Müslüman Endülüs Emevi devletini kuşatır. Kuşatma uzun süre devam eder. Endülüs devletinin son hükümdarı Abdullah Es-Sagir, Osmanlı sultanlı 2. Beyazıt tan yardım ister. Cem sultan meselesi yüzünden ve yeterli donanma olmaması yüzünden yardım gönderilemez. Bu arada Katolik Argonya Kralı Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi İsabella ile evlenerek güçlerini birleştiriler. Emevi sultanı Müslümanlara fena muamele yapılmaması ve onların öldürülmemesi şartı ile anlaşmaya hazır olduğunu bildirir. İspanyada ki Endülüs Emevi devletinin kuşatılması uzun süre devam eder. Kale korunur Müslümanlar teslim alınmaz.

Durumun zorluğunu anlayan haçlı ordusunun komutanı 31 MART gecesi, kalenin önüne giderek bir elinde Kur’ an, diğer elinde İncil; “ şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, BU AKŞAM teslim olursanız size hiçbir şey yapmayacağım.” Der. Hıristiyan krallarla akdedilen anlaşma göre, Müslümanlara fena muamele yapılmayacak, canlarına dokunulmayacaktı. Fakat 1 NİSAN sabahı haçlı ordularının komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir.
Müslümanlar; “ Kur’ an ve İncil üzerine yemin etmiş, bizi öldürmeyeceğine dair söz vermiştin.” Derler.
Haçlı ordu komutanı; “ benim size sözüm DÜN AKŞAM içindi, bugün için verilmiş bir sözüm yoktur ve dün akşam hiç kimseyi de öldürmedim.” Der. Ve 1 NİSAN sabahı bütün Müslümanları orada katleder.

İşte o gün bu gündür 1 NİSAN Hıristiyanlar için HİLE GÜNÜ olarak kutlanır ve aldatmanın zaferi bize de 1 NİSAN ŞAKASI olarak yutturulur.
Bundan sonra bana 1 NİSAN günlerinde aldatılarak katledilen Müslümanların ruhu için Fatiha okumak düşer.
“Dün Dündür, Bugün Bugündür” diyenlerin kulakları çınlasın…

Osman Nuri AÇIKGÖZ

Hilal gazetesi, 03 Nisan 2006 pazartesi

14-20 Nisan Kutlu Doğum Haftası

….Hoşgeldin Ya Nebi….

http://www.milliyetcihareket.eu/resimler/Kutlu-Dogum-Haftasi-1024x768-full.jpg


Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı aminlerimiz vardır..
Hacdan döner gibi gel;
Mi’raç’tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

***

DİB.Kutlu Doğum Sinevizyonu

Grup 571 – 571′de Bir Güneş Doğdu

Yetim Kız – Kutlu Doğum Programından


İşte Kabe’nin İçi

Her Müslümanın ”Nasıldır Acaba?” diye merak ettiği Allah’ın evi, mü’minlerin kıblesi KABE’nin içinden ilk kez yayınlanan fotoğraflar..
Senede bir defa kralın hac zamanında Kabe içini süpürdüğü ve gül suyu ile yıkadığı zamanda çekilmiş bir resim…


Müşerref’e Kabe’nin içi gezdirildiği anda çekilen resim…

Kabe’yi ilk inşa ettirenin Hz.İbrahim olduğu bilinmektedir. Yapı olarak 145 metrekarelik bir alana sahiptir. Yüksekliği 16 metredir. 630 yılında yüksekliğinin bundan daha az olduğunu Mekke’nin fetih günü Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (SAV), damadı Hz. Ali’yi omuzlarına çıkarıp onun da Kâbe’nin üzerindeki putları aşağı indirip kırdığına dair rivayet edilen hadisten anlıyoruz.

İslamiyetten önce de Araplar tarafından kutsal sayılan Kabe’de putlar bulunmaktaydı. Mekke’nin fethinden sonra (630) putlar atılmıştır. Yezid ve İbn-i Zübeyr savaşında Kâbe mancınık atışından isabet alarak yıkılmış ve yanmıştı. İbn-i Zübeyr Kâbe’yi yıkıp yeniden inşa etti. Mervan döneminde ise Kâbe eski haline döndürüldü.

Kanuni tarafından onarılan Kabe, 5. onarımını I. Ahmed döneminde görmüş, IV. Murad döneminde yine sel baskını sonucu yıkılmış ve hemen onarılmıştır. Kabe’nin içinde 9 adet oyma, 1 adet altın kabartma Ayet, işlemeli tahta bir sandık, oymalı ve içinde tütsü yakılan tarihi bir ocak, metal zemzem testileri ve kandiller bulunuyor.

Adnan Menderes (1899 – 1961)

…Bir Devrin Başbakanı..

http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/1480.jpg

1899 yılında Aydın’da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım’dır.Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti. O’nu anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji’nde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için, çeşitli makamlara müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Bayar’la böyle tanışmış oldu.

Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitiren Adnan Menderes, Birinci Dünya Savaşı sırasında yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Aydın’da bazı arkadaşlarıyla birlikte Ayyıldız Çetesi’ni kurdu. Daha sonra Söke’de Piyade Alay Yaveri olarak savaşa katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası aldı.

Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Fırka‘nın Aydın Teşkilatı’nı kurarak başkanı oldu. Bu parti kapatılınca CHP ye girdi ve 1931 yılında bu partiden Aydın Milletvekili seçildi.

1945 senesine kadar TBMM de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti’nin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısı’nı şiddetle reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945′te ihraç edildiler.

Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu hareketler Demokrat Parti’nin 7 Ocak 1946′da kurulmasına sebep oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti’den Kütahya Milletvekili olarak meclise girdi. Celal Bayar‘dan sonra ikinci adam durumuna geldi.

14 mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5‘ini alarak iktidar oldu. 10 senelik DP iktidarının tek başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında 5 hükümet kurdu. Bu 10 senelik zaman içinde Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle iktidardan indirildi. Yassıada’ya hapsedildi. Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanı’nca idama mahkum edildi. Yassıada’da tutuklu bulunduğu sırada çeşitli işkencelere maruz kaldığı söylenir.

Türk demokrasi tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Adnan Menderes 1930 yılında Serbest Fırka’ya katıldı. Serbest Cumhuriyet Fıkrası feshedildikten sonra, Celal Bayar’la görüşerek, Cumhuriyet Halk Partisine girdi, en sonunda da Mustafa Kemal’in “Bugün konuştuğum genç, elbette burada bizim parti mutemetleri ile çalışamaz. Şayan-ı dikkat bir gençtir” cümlesi ile beğenisini kazanmıştı ve 1931 yılında CHF Aydın Milletvekili seçildi, 1945 yılına kadar CHF Milletvekilliğini sürdürmüştür.

Adnan Menderes o dönemi şöyle anlatıyor:

“Atatürk zamanında ben, Aydın’da Serbest Fırka’nın reisiydim. Fethi Bey bizzat Aydın’a gelerek, Serbest Fırka ile meşgul oldu. Aydın’daki belediye seçimlerini kazandım. Gayet dürüst bir mücadeleye giriştim. Halk Fırkası ileri gelenleri ile tanışıyordum. Ama Halk Partisi’ne, onların rica ve ısrarına rağmen girmemiştim… Fethi Bey’in partisi, malum şartlar altında feshedildi. Memlekete derin bir teessür hakim oldu. Halk Partisi kendisini toparlamak istedi. Vilayetlere heyetler gönderildi. Bu arada Izmir ve Aydın’a da, Celal Bayar riyasetinde bir heyet geldi…Ben gelen heyetle bir hafta temas etmedim. Nihayet, Celal Bayar tanıdığım ve hürmet ettiğim bir zattı. Vasıf Çınar Ittihat ve Terakki mektebinden hocamdı… Ve temas temin edildi. Bu muhterem zatların ibram ve ısrarı üzerine, Halk Partisine girerek, fikirlerimizi parti içinde müdafaa etmek muvafık olacaktı. O zamana kadar ve benimle beraber Halk Partisi’ne karşı çekingen tanınan arkadaşlarla, Halk Partisi’ne girdik.” (Bilgin Çelik, ” Toplumsal Tarih Aralık 2000″, “Aydın’da Serbest Fırka ve Belediye Seçimleri )

1945 senesine kadar TBMM’de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti’nin getirdiği Toprak Kanunu tasarısını şiddetle eleştirerek komisyondan istifa etti.Partide yaptıkları muhalefetten dolayı bir süre sonra Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945′te ihraç edildiler.

27 MAYIS DARBESİ

Sabah saat 04:36′da Ankara Radyosu’ndan yapılan bir anons nefesini tutan insanları bir anda heyecanlandırdı. Tek haberleşme aracı olan devlet radyosundan evlere ulaşan anonsta, ”Bugün, demokrasimizin içine düştüğü buhran ve en son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini eline almıştır” deniliyordu ve Türk halkı ihtilalle ilk defa tanışmış oldu.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar Çankaya Köşkü’nde; Başbakan Adnan Menderes Kütahya’da gözetim altına alınıyordu. Bakanlar Kurulu ve Tahkikat Komisyonu üyeleriyle DP milletvekilleri de bulundukları mekanlardan toplanarak Harp Okuluna gönderildiler.

Demokrat Parti iktidarı ile iyi ilişkiler içinde bulunan dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun başta olmak üzere üst rütbeli asker ve bürokratlar cezaevlerine konuldu. Ülkede ilan edilen sıkıyönetim sonucu tüm Demokrat Partili milletvekilleri, üst derecedeki bürokratlar, polis şefleri tek tek evlerinden alındı. Tüm siyasiler yargılanmak üzere Yassıada’ya gönderildiler.

BEBEK DAVASI

“Adnan Menderes’in gayri meşru çocuğu, Dr. Mükerrem Sarol tarafından alınarak öldürüldü.” Gazetelerin kullandığı bu haberler Yassıada Savcılarınca delil telakki edilerek, Adnan Menderes hakkında tarihte Bebek Davası olarak anılan dava açıldı. bunun yanında Başbakanlık kasasından çıktığını iddia edilen kadın iç çamaşırı ve bir kutu da çıplak kadın fotoğrafı da delin olarak kullanıldı. Menderes ise bu tutum karşısında gönül ilişkisini yalanlamadığı gibi özür de dilemedi; çocuğun öldürülmediğini, doğum anında öldüğünü söyledi. Adnan Menderes’in gönül ilişkisine girdiği Ayhan Aydan, gerçekten de Menderes’ten hamile kalmış ancak bebekten kurtulmayı kesinlikle istemediği gibi, doğurmayı çok arzulamıştı. Doğuma giren Dr. Fahri Atabey de, “bebeğin boynunu saran kordon yüzünden ölü doğduğunu” saptamıştı.

Türk siyasi tarihinde, kaçamağı göze alan, evliyken yaşadığı bir ilişki yüzünden kendini kamuoyu önünde savunmak durumunda kalan tek başbakan Adnan Menderes oldu.

Ayhan Aydan ise, Yassıada duruşmalarında tanık olarak dinlendiği kürsüde şunları söylüyordu:

“Adnan Menderes’i 1951′de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Ancak hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin öldürülmesine razı olabilir?” Mahkeme başkanı tarafından sevgilisini kurtarmaya çalışmakla suçlansa da, kamuoyu düşüncesini değiştirmeye, bu yasak ilişkideki masumiyete inanmaya, hatta sempati duymaya başladı. Tarihe “bebek davası” olarak geçen bu duruşmaların sonunda Adnan Menderes beraat etti. Menderes’in beraat ettiği tek dava da buydu. Fakat “devletin yüksek menfaatlerine ve istihbarat işlerine sarfedilmek üzere emrine tahsis edilen paraların bir kısmıyla opera sanatçısı Aydan Ayhan’a ev aldığı” iddiasıyla açılan davada suçlu bulundu.

MENDERES’İN SON DAKİKALARI

İmralı’ya gelindiğinde, memleket içinde ve dış basında sıhhi durumu türlü spekülasyonlara yol açan Menderes, iskeleden konulduğu misafir salonuna kadar çiçek tarhları arasındaki 100 metrelik yolu hiç kimsenin yardımı olmadan rahatça yürüdü. Ayrıca misafir salonu ile darağacının bulunduğu yer arasındaki 80 metrelik yolu da, gene aynı rahatlıkla katetti.

İmralı Adasının etrafında ve içinde Örfi İdare Kumandanlığınca sıkı emniyet tedbirleri alınmıştı. İmralı Adasının etrafında donanmamıza mensup tekneler, içinde de deniz, kara ve hava askerleri görülmekteydi.

Menderes’e M.B.K.’nin tasdik kararı, kendisine tahsis olunan misafir salonunda tefhim edilmiştir. Cumartesiyi pazara bağlıyan gece saat 01.30′da Zorlu ve Polatkan için yapılan formaliteler, Menderes için tekrarlandı.

Menderes Egesel’i dinlerken Polatkan derecesinde olmamakla beraber gene korku ile sarsıldı. Fakat zamanla kendisini toparladı. Oturduğu yerde kamburunu çıkararak daha da küçülmüş ve son arzusu sorulduğu zaman bir sigara istedi.

Verilen Yenice sigarasını içerken şunları söyledi:

- Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın.

Menderes, sabaha karşı saat 02.31′de Zorlu’nun ipe çekildiği darağacında asılmak suretiyle idam edildi. Menderes’in de, Zorlu ve Polatkan gibi darağacına götürülürken, usule uygun olarak bilekleri arkasına bağlanmıştı.

61 NOLU TEBLİĞ

M.B. Komitesi İrtibat Bürosunun (61) numaralı tebliğidir:

1- Ord. Prof. Dr. Sedat Tavat, Amiral Bristol Hastahanesi Dahiliye Servisi Şefi Dr. Nevzat Yeginsu ve Yassıada Garnizon Hastahanesi tabiplerinden Dr. Galip Bozalioğlu, Dr. Ahmet Karahaliloğlu, Dr. Zeki Kebapçıoğlu ve Dr. Sedat Yürütgen’den müteşekkil heyet tarafından düşük Başvekil Adnan Menderes’in sıhhi muayenesi yapılmış sıhhi durumunun tamamen normale döndüğü raporla tesbit edilmiştir.

2- Yüksek Adalet Divanınca verilen ve Milli Birlik Komitesince tasdik edilen idam cezası hükmü infaz edilmiştir. Tebliğ olunur.

————————————————————————————

•Mithat Perin; Yassıada’da İnfazların İç Yüzü
•Samet Ağaoğlu; Marmara’da Bir Ada
•Çetin Altan; Milliyet-27 Mayıs 1960

Eski Gönderiler »